
Bir kitap okuyorum.'Veda', Ayşe Kulin'in. Kitaptan ayrılmak istemiyorum ama annem sık sık odama girip bir bahaneyle beni odamdan çıkartıyor, veya kapı çalıyor gelen kimse onla sohbete dalıyorum. Bir türlü devam edemedim kitabıma. Sevdiğine hasret kalmış aşıklar gibi kitaptaki hikayenin sonunu düşünürken, kader ağlarını örmüş beni çiğköfte yapmaya mecbur etmişti bile... ühü ühüüüüüüüü...Mahallemizin güzide insanlarının isteği üzerine çiğköfte sanatımı bir kez daha icra etmekle görevlendirilmiş bulunmaktaydım.
Ne yazık ki kitabımın konusunun çiğköfteyle hiçbir ilgisi yoktu. Birden kitaptaki o gizemli ve güzel dünyadan çıkıp kendimi domates, soğan ve sarmısak üçlüsünün yanında buldum. Yıllar önce Mardinli bir arkadaşımdan öğrendiğim çiğköfteyi mahalledekilere ilk yapmamdan bu yana, beni yürüyen bir çiğköfte makinası olarak görüyorlar, birden iştahları açılıyor, çiğköfte yapmazsam üstüme isot döküp beni yerler diye korkuyorum.
Malzemeler(12 kişilik:)
5 su bardağı ince bulgur,
2,5 su bardağı et suyu(gerçek et suyu bulyon değil)
bol miktarda kıyılmış taze soğan
az miktarda kıyılmış marul
kıyılmış maydanoz
2 domates rendesi
nar ekşisi
zeytinyağı
salça, kimyon, biber, kişniş
1 su bardağı isot(biz acıyı seviyoruz da biraz)
Sıcak et suyuyla bulguru demleyip soğumaya bıraktım. Sonra malzemelerle yoğurmaya başladım. Malzemeleri ,özellikle isotu çok kullandığınızda çiğköfte çok lezzetli oluyor. Yoğurma süresi ne kadar uzarsa malzemeler o kadar birbirini tutar ve kıvamı güzelleşir. İçine çiğ et de koymadığımız için sevmeyenler bile düşünmeden yiyebilirler. Elle şekil verdiğim çiğköfteleri marul, turp, roka salatası ve turşuyla servis yaptım. Bir de ayran tabii. Siz de çevrenizdekileri bu tattan mahrum bırakmayın bence.
Bu çiğköfte partisinden sonra kitabıma nasıl geri döneceğimi bilemiyorum. Okuduğum kitapta Osmanlının son dönemlerinde ülkede ve bir köşkte yaşananlar anlatılıyor. Köşktekiler sürekli gözleme yapıyorlar. Ha bu arada size hiç meşhuuuuuur gözlemelerimden bahsetmiş miydim?:)